Oldukça bireysel..
Yürümeyi öğrendiğin gün attığın adımların seni hep ileriye götürdüğünü öğretirler sana. Ebeveynlerin tam karşında yer alır ve kocaman bi gülümsemeyle çağırır seni yanına, ona ulaştığında sıcacık bi kucak bekliyodur seni. Sarılmaya doyamadığın, hayatın boyunca asla vazgeçemiyceğin, karşılıksız sevgiyle ilk orda tanıştırır hayat seni. Ve mutluluğa ulaşmak için yürümeyi orda öğrenirsin..
Adımlar seni hep bi ileriye götürür bunu öğrenebilirsin ama bi ilerisinin daha iyi olduğunu kimse öğütlemedi sana.. Hayat her adımda büyütür seni, her adımında bir şeyler öğrenirsin..
Yürümeyi öğrendiğin ilk günden itibaren artık sana gülümseyenlere doğru ilerlemeye çalışırsın, hiç biri güven vermez sana ilk adımlarını attığın yolun sonunda seni bekleyenler gibi.. Seni kendine çağıran yeni sıcaklıklar karanlıktır kimi zaman, kimi zamansa samimiyetsiz. Geriye dönüp bakmayı o zaman öğrenirsin ilk defa..Gerçekten çok başka olan o yere doğru attığın adımların seni kendinden ne kadar uzaklaştırdığını, geri dönmenin ne kadar zor ve yorucu olduğunu ilk defa o zaman öğretir hayat sana ve sen işte o gün yaşamaya başlarsın. Korkma daha hiç yara almadın, sadece büyümeyi öğretti hayat sana henüz..
Yavaş yavaş büyüdüğünü hissedersin, hayat sana bişeyler katmış ve katmaya devam ediyodur.. Korktuğun gecelerde annenle babanın arasına yatamassın artık, odanda karanlığa karşı direnmeyi öğrenmen gerekir tek başına. Karanlıkta korkunç canavarlar görüyo olabilirsin ama yorganın altına saklanmak yerine ışığı kendin açıp onların sadece senin eşyaların olduğuyla yüzleşmelisin artık tek başına. Annen sana kızdığında babana sığındığın dönemler geride kaldı artık, kendini savunmayı öğrendiğin zamanların içinde yaşamaya başladın. Sadece yürümek yetmez, ayaklarını yere sağlam basmalısın. Zamanla bunu da öğrenirsin artık bir birey olduğunu ve kendine yetebiliceğin güvenini hissedersin kendinde.
İşte tam da o anda çıkar karşına sana o ilk baştaki sıcaklığı hatırlatan adam. Gözlerine baktığında o en baştaki güveni hissediyosan kendinde, onu hiç tanımadan bile onun için zahmet edip hızlanıyosa kalp atışların ve o an karşında gördüğün, hiç tanımadığın o adama sadece saatlerce sarılmak geliyosa içinden.. Hazırlan aşkla tanıştırmaya geldi hayat seni.
Şimdi çok seviceksin hatta kendinden bile çok.. Avuç içlerinizin birbirine dokunduğu, parmaklarınızın birbirine sarıldığı ilk anı hiç unutamıycaksın, seni ilk öptüğü an yaşamaya yeniden başlıycaksın. Onun sevdiği şeyleri giymeye, onun yapmak istediklerine birer basamak olmaya, sadece onunla gülmeye, tabularını yıkmak için kendinle savaşmaya ve ilklerini onunla paylaşmaya başlıycaksın. Kolları çok güven vericek sana mesela.. Sana sarıldığı an dünyayı karşına alıcak gücü kendinde bulabiliceksin.. Ona dokundukça güçlendiğin kadar özliyceksin onu ayrı kaldığınız bir dakikada bile. Günleri, saatleri, dakikaları saymaya başlıycaksın.. O seni başkalarından sakındıkça ona ait olduğunu hissediceksin, mutluluğunun hergün dahada arttığını görüceksin. Kavgada ediceksin mutlaka ve anlaşmanın tadını en çok o kavgaların sonunda biliceksin. Bi zamandan sonra konuşmadan anlaşıcaksın en sevgiği yemeği, içkiyi, etkinliği ve hatta sana nasıl dokunucağını bile..Ta ki.. O senden gidene kadar..
Başkalaşıcaksınız farketmeden.. Sorgusuz ve sorumsuzca gidicek hayatınızdan size hiç ama hiç seçenek bırakmadan ve normali buymuş gibi. Sizi o herkesden koruyan, başka birinin size sadece bakmasına bile katlanamayan adam varya bu hayatta sizi ilk defa o bırakıcak başkalarının ortasına bigün. Bir daha tekrarlanması mümkün olmayan anılarınızı beyninize daha çok yerleştirerek, kalbinizi acıtarak gidicek hemde sizden.
Bi suçlu aramakla yormayın kendinizi sakın o gün geldiğinde. Ne kadar ararsanız arayın sonuç hep aynı kapıya çıkıcak çünkü ve o kapı her defasında daha sert kapanıcak yüzünüze.
Ben biliyorum suç sende, gördüğün gülümsemeye inanan,bir gülümsemeyle bi aşkı her gün daha çok büyüten kalbinde.Ve çözüm yok, hiç olmadı yani hiç inmedi yeryüzüne.
Ve hayat yok. Yaşamak sadece nefes almak artık gözünde..
Şimdi sıkı tutun ve düşün aşkı bile bu kadar büyük yaşadıysan ayakların yere sağlam basmamış demektir. Şimdi daha sert basa basa çok daha güçlü ilerle.. Evet bir daha aynı duyguları hissetmiyceksin ama kalbin hızlanıcak yeniden ve bu kez hayatının merkezinde sen varken dönücek dünya..
İyi ya da kötü, mantıklı ya da mantıksız, aşka paralel ya da tam zıt olsa da yaşananları kabul etmek mecburiyetidir hayat.Çünkü isyan sadece sona sürükler insanı, hayat yeterince kısayken bitişe koşar adım gitmenin hangi mantığa sığdığını tartışmak bile anlamsızken..
En güzel şarkının ortasında kesilir bazen ses, bazen çok güzel bi oyunu izlerken hatta oynarken ansızın, kontrol dışı kapanabilir perde hemde en güzel sahneye hazırlanırken. Sorgulamaktansa kabullenip yaşamak hayata devam şeklidir ve perdenin tekrar açılmasını beklemek yapılan en büyük hata. Tekrar açılan perdenin umuduyla yaşamak sahnenin değişmesiyle beraber sürükler hayal kırıklıklarına. Ve hayat sürekli bir oyuncu değişikliğidir her insanın sahnesinde. Juliet sensen eğer Romeo’ya kendin karar vermek istersin, sadece sen istediğin için aslında Romeo’dan alakasız insanlardan birini taşırsın zirveye ve olmadığını gördüğünde sorgulamaya başlarsın sanki hakkın varmış gibi. Hayır yok, o Romeo’yu sen yarattın ve oluru bu kadardı, görmeliydin.
Akışına yaşamak lazım bazen, büyük anlamlar taşıyan küçük skeçlerden bi oyun çıkarmak ne kadar anlamsız kılarsa koca bir oyunu, nasıl basitleştirirse o bütündeki saçmalık tüm anlamları, aynı şekilde büyük mutluluklarla dolu küçük anları birleştirip upuzun bi hayat hayal etmek de o kadar anlamsızlaştırır kocaman bi hayatı. Hiç bir şey anlamadan, sadece mutlulukla indiğinde o sahneden tek başına kalırsın. Bi bakarsın Romeo gitmiş bambaşka bi karakterle yeni bir oyunun başrolünü almış bile ve sen perdenin kapandığı yerde umutların elinde yapayalnızsın. Ama iliklerine kadar hissettiğin tek bi gerçek var.. Olmayacağına inansan da hayat eksikleriyle beraber yaşanmaya devam ediyo, insanlar yalnız da nefes alıyo.
Kocaman dünyanın küçücük noktalarıyız, bazen yan yana gelip kocaman çizgiler hatta şekiller oluşturmaya çalışıyoruz ama noktayı virgülden ayıramamak bizim suçumuz değil aşkın suçu. Sen yan yana koyarsın noktaları kendi dünyanda tam en güzel resmi oluşturduğunu sanarken gün gelir arada bi virgül bozar tüm resmini.
Seni herkes sevebilir bu dünyada ama ben bambaşka severim. Herkes dokunabilir sana, hayatın sana bıraktığı tüm izleri keşfedebilir tenindeki. Belki bigün benim bıraktığım bi çizgiye dokunur bambaşka bi el.. Eğer gerçek bi iz varsa bana ait, canın yanar.. Uzaklardan da olsa hissederim, canım yanar.
Herkes bakabilir sana uzun uzun.. Herkes bi başkasını bulur senin gözlerine dalarken.
Kalbimde hala yaşattığım senin gerçek senle alakası yok belki. Ben sende görmek istiğimi görmüşümdür kim bilir? Herkesin baktığından farklı baktım ben sana, farklı gördüm, bambaşka sevdim ve korkmadan dokundum.
Hayat farklı açılara sürekler insanı ve her sürüklemede bişey öğretir sana acıta acıta.. Bazı aşklar hızlı büyütür seni, kalbine sığmayan bi sevginin verdiği acı bedenine sığabilir mi sanmıştın?
Canım acıyo diye hayıflanmak boşuna. Önce soyun sevgini kalbin rahatlasın. Ve izin ver zaman seni öyle bi yere sürüklesin ki “o”nu gördüğün dev aynasında kendini görmeye başladığın gün ayna çatlasın.
Uzun süredir bana güven veren kolların olmadan güvenmeye çalışıyorum hayata. Sensizlikle tanıştım ve bigün onun da bana güven vermesi için götümü yırtıyorum diyebilirim. Böyle yaşamak inan zor. Sana çok alışmış bedenim, ruhum çok kabullenmiş seni. Sensizliği önce onlara anlatmam gerek ama gel gör ki gücüm yok.. Keşke gitmeden önce bütün eksiği gediği halletseydin.. önce kalbimi soğutsaydın sevgisizliğinle sonra beynimden güzel anıları yok etmek için gerçek yüzünü gösterip kaçsaydın.
Bigün o delicesine savunduğum anları yaşarken yaşamasamda olurdu diyebiliceğim hiç aklıma gelmezdi ama hayat nerde ne zaman kiminle tanışıcağını kestiremiyo insan. Kusura bakma sevgilim ikinci yüzün hiç tanıdık değil.
Aylardan mutluluk, günlerden yıldız, zamanlardan aitlik zamanı…
Yadırgamalara lüzum yok içimdeki aşkla beraber bu dünyadan ayrıldığımı söylemişimdir mutlaka. Aşk demekle haksızlık mı yapıyorum diye düşünmüyor değilim aslında aşkın bu denli diilere düştüğü bu zamanlarda. İçimde ki şeyin, adı her neyse, tarifi dillerde bitmez çünkü, küçük bir bakışla başlar, habersiz bi dokunuşla yeşerir, dillendikçe beslenir ve tende ifade edilir. Zaten dünyanın en güzel kokusuna sahip o tene dokunduğun anda vazgeçmek imkansıza oynar bi anda. Anlık bi duyudur aslında üstünde düşünerek yada uğraşarak sahip olamazsın, hangi tende ifade ediliceğini, kimin bakışıyla içine düşüceğini seçemessin ve eğer o ten sana dokunuyosa o eller seni sardıysa bi bakarsın ki dünyadaki en mükemmel ten, en mükemmel bakış denk gelmiştir sana. Genel konuşmak istemem ama kendimden yola çıkarak örneklendirdiğim bu duygu başka türlü olucak gibi de değil yani.
Ve aitlik.. İster istemez içinde oluşan o dürtü.. İster istemez derken istenmediğinden değil yani zaten en güzel yanı da bu aslında. İçinde senin istediğin ama istediğini gerçekleştikten sonra farkettiğin o dürtü.. Ben sana aitim diyebilmenin rahatlığı, duygularını söylemek zorunda olmadığın zaten hissettiğin, hissettirebildiğin zamanlardır aitliğin en mükemmel zamanları.
Sana huzurla bakan, bakışlarından içindeki mutluluğu görebildiğin gözlere çekinmeden bakabildiğin zamanlardır gençliğini hissettiren. Ve en güzeli de o gözlerin sana her geçen gün daha da büyüyen bi mutlulukla, bi bağlılıkla, bi huzurla bakmasıdır. Hayatta bunu bir kere yakalarsın ve asla bırakamassın. O küçükk kavgaların tuz biber olduğunu bittikten sonra anlasanda en güzeli o kavgalar esnasında bile bunu anlıycağını bilmektir.
Bırakamassın yok. Neden bırakmak isteyesin ki var.
Aylardan mutluluk, günlerden yıldız ve zamanlardan aitlik zamanı. Bırak takvim yaprağı yırtılmadan kalsın sonsuza kadar. Ve akreple yelkovan aynı anda kıpırtısız göstersin bizi.
Zamanın yeni bir anlam kazandığı bir yer biliyorum.
Herkesten, her sesten uzakta. Kalabalık arasında huzura çağıran yorgun bir kapı gibi. Birçok insana ev sahipliği yapmış, çok şey öğrenmiş ve zamanı geldiğinde bir misafir gibi uğurlamış bir yer. Pek çok şey bilmiş ama hiç göstermemiş. Öyle sıcak, öyle huzurlu bir yer ki anlatamıyorum… Zaten öyle bir huzura varıyorum ki etkisinden çıkınca tamamını anımsayamıyorum. Öyle bir yer ki hayatı arkamda bırakıyorum, uzağında kaldığım her an sıcaklığını özlüyorum ve her aklıma gelişinde sadece öylece sırıtabiliyorum. Hiç bir şeye benzetemiyorum hani anlatırken “işte şunun gibi” diyemiyorum… Öyle eşsiz ki hiç bir mükemmeliyeti huzuruna eriştiremiyorum, yakıştıramıyorum. Öyle bir yer ki hiç korkmuyorum, tüm korkularımbir anda siliniyor. Kendimi koruma ihtiyacı hiç hissetmiyorum, güvensizlik nedir onu bile bilmiyorum oradayken… Öyle güvenli bir yer ki bahsettiğim hani birazdan öleceğimi bilsem bir an bile kıpırdamak gelmez içimden. Mutluysam kat kat artar burda, bir sıkıntım varsa varlığından utanır…
Tek mevsim var burda. Ne kış üşütür, ne yaz yakar, son kelimesi yakışmaz sadece ısıtır içimizi. En sevdiğim çiçeklerden daha güzel kokuyo hem burası, içime çekmeye doyamaz oluyorum. Bir kere tadına kapıldım ya artık her yer yabancı geliyo. Zaten tanımsızlık var esasında.
Anlat anlat bitmiyo, gidene kadar zaman geçmiyo ama varıncada su gibi akıp giden zaman bi türlü yetmiyo. Tadı damağımda kalıyo ama buruk değil, aksine mutluluk. Zaman bitti diye üzülemiyorum aksine bugün de varlığını hissettiğim için bolca şükrediyorum. Bu tarifsizliği iliklerimde yaşadığım anları düşünüp arta kalan mutluluğu içime çekiyorum, kendimi bırakıyorum boşluğuna ve gece kendi yatağımda uykuya dalmak için beklerken iyiki diyorum “iyiki şuan huzur bulduğum kolları özlerken içimde o 1yıl önceki duygu değil de tarifsiz bir huzur var.” Bunu düşünürken bu tarifsizliğin yakınlığını biliyorum, içimde hissediyorum. Ve gözlerimi kapatıp karşımda o yüz belirdiğinde zamanın onun yanında tüm bilindik anlamları yitirdiğini ve yepyeni bir anlamla karşına geldiğini bir kez daha görüyorum. O sımsıcak kolları her geçen dakika daha çok özlüyorum…. Mütemadiyen zamanla savaşıyorum.
31/1/11